<aside> 👉🏻 Bu içerik Geleceği Keşfedenler’den Meriç Sağlam tarafından hazırlanmıştır.

</aside>


Ev halkı, hayatının en derin uykusundaydı. Üstüne periler toz serpmiş gibiydi; gözlerini açamayan, oturdukları yerde uyuya kalan ev ahalisi ve küçük bir kız vardı. Hayatının en travmatik olaylarından birini yaşayacağından habersiz, saatler sonra dünyası başına yıkılacak bir çocuk…

Her gece yapılan rutinler yeniden yapıldı. Dişler fırçalandı, pijamalar giyildi, “iyi geceler” dilendi. “İyi geceler” mi? Gözlerini açamayan anne ve baba odalarına çekilmişken, saat dörtlerden nefret edecek olan çocuk kapısını kapattı ve uyudu.

Ani bir sıçrayışla uyandı. Ne olduğunu daha anlayamadan vücuduna yayılan korkuyu hissetti. Gayriihtiyari saate baktı. Saat dörde geliyordu. Sorun ne saatin dörde gelmesi ne de kızın sıçrayarak uyanmasıydı. Sorun, dur durak bilmeden vurulan kapı, aralıksız çalınan zil ve kapıdaki adamın bağırmasıydı. İçindeki korku ve endişeyle anne ve babasının odasına koşan küçük kız, bağıran adamın ebeveynlerinin odasının yanında olmasına rağmen uyanmayışlarına şaşkındı. Sesi titreyerek seslendi onlara: “Anne!”, “Baba!” Bunca sese uyanmayan anne ve babası kendi kızlarının sesine dahi zor uyandılar. Bir şeyden kaçıyor gibiydiler. Kara haber tez yayılmasın diye kaçmaya çalışıyorlardı. Ne kadar uyanmaz ve kaçarlarsa, o haber hiç gerçek olmayacak gibi davranıyorlardı. Kapıdaki adamın kapıyı aralıksız yumruklaması, anne ve babasının isimleri ile bağırarak seslenmesi ailesinin kapıdaki adamı tanıdıklarına işaretti. İçlerindeki korku bir nebze diner olsa da alacakları haberden korkarak cama çıktılar.

“Zeliha!”, “Bekir!” diye seslendi kapıdaki adam. Gelen ses tanıdıktı.

“Adnan abi?” diye cevap verdiler. “Sultan teyze sizi arıyor, size ulaşamamış, önemliymiş.” diye belirtti kapıdaki adam. “Sağ ol Adnan abi, ararız biz onu.” diye cevap verdi küçük kızın ailesi.

Önemli mi? Saat dörtte kapıyı bu denli çalıp, yürekleri ağza getiren haberin önemsiz olma olasılığı yok gibiydi. Her gece yattıkları odaya sesi açık bir şekilde telefonunu şarja takan anne, telefonuna uzandı. Sesi açık olmasına rağmen duymadığı onlarca çağrı vardı. Saat dörtte hayra uyanılmayacağından, akla ilk gelen kızın babaannesi, en yaşlı olandı. Babaannesini, o tonton kadını kaybetme korkusu yüreğini bürüdü. Aynı dedesini bir gece ansızın saat dörtte kaybettiği gibi. Babası aşağıya inerken, annesi ve küçük kız gelen çağrılara dönüş yapıyordu.

“Ne! Alican mı?” diye seslendi annesi.

Alican, kuzeni olan ama lisede okurken onların yanında kaldığı için aralarındaki bağ abi kardeş ilişkisine dönen abisinin adıydı. Henüz yirmi dokuz yaşındaydı. Daha birkaç sene önce düğünü oldu. Eşi hamileydi. Mis kokulu bebeklerini kucaklarına alacak olmanın heyecanıyla yanıp tutuşan abisi “Daha çok gençti ona ne olmuş olabilir ki?” diye düşündü küçük kız.

“Kafasını mı çarpmış!”

Telefondaki sesin verdiği cevabın ağırlığıyla arkasındaki çeyiz sandığından destek aldı annesi. Annesinin gözleri doldu. “Ne olmuş anne söylesene!” diye çığlıklar atan kızını göz ardı ederek aşağıya, kocasının yanına indi.

“Bekir, Kaan’ı ara istersen.” diye eşine seslendi.

Baba hâlâ gelen haberi ne kadar geç alırsa o kadar iyi olacak gibi davranıyordu. Telefonu eline aldı ve eli korkuyla rehbere gitti.

“Oğlum, ne diyorsun sen!” diye bağırdı baba.

Küçük kız babasını ilk defa öyle görüyordu. Onun acıyla yanışını ilk defa bu denli derinden hissetti. Babası olayın şokuyla salonun penceresinden boş gözlerle bakarken kız duymak istemediği o haberi aldı. Biricik abisi… Ağlamaya başladı küçük kız. Herkesin aklında binlerce soru vardı. Ne olacaktı? O annesinin karnında tüm dünyayla, en çok da babasıyla tanışmak isteyen bebeğe ne olacaktı? Bir yanı eksik mi kalacaktı? Hep yarım ne tanımlanabilen ne de tamamlanabilen bir boşlukla kaldı.

Ailesi apar topar İzmir’e gitmek üzere hazırlanıyordu. Ne kadar kalmaları gerektiğini bilmedikleri için küçük kız evde kaldı. Yalnızlık ve haberin ağırlığını daha atlatamazken, boğazını düğümleyen o olay yaşandı. Küçük kız, abisinin sesini unuttu. En korktuğu şey başına geldi. O, insanın hayatında var olduğunu simgeleyen, hiç konuşmadığı sokakta yalnızca yanından geçip giden bir yabancı sıfatından ayıracak olan abisinin sesini. Tüm bunlar yetmiyor gibi ona seslenişini de unuttu. Bir anda her şey aklından siliniyor gibiydi. Hatırlayamadıkça kafasına vuruyor, hıçkırıklar arasında nefes dahi alamazken kendini yerlere atıyordu. O an abisi sanki yanında gibi ona seslenişini duydu. “Meçi” dedi bir ses. Sesi duyduğu an “Abi!” diye bağırmıştı kız. Bu kelimeyi bir daha duyamayacak olmanın hüznü ama hatırlıyor olmanın sevinciyle ağzından şu sözler döküldü: “Saat dörtlerden nefret ediyorum.”